Buğra Çankır ''Umut Işığı''

Buğra Çankır ''Umut Işığı''

  • Stok Kodu: 1025
  • ISBN: 978-605-9763-30-1
  • Stok Durumu: Stokta Var
  • Editör: Uğur TÜRKMEN
  • Yazarlar: Prof. Dr. Uğur TÜRKMEN
22 TL

Tab Article

    Sevgili Buğra ve ailesi ile ilk olarak Uluslararası Marsyas    Festivali için Afyonkarahisar’a geldiklerinde tanışmıştık. Sevgili Şehrinaz Gündüz ile birlikte “klarinet-piyano” ikilisi olarak sahneye çıkmışlar ve çok beğenilmişlerdi. Az ama oldukça önemli bir seyirci topluluğu arasında müzik flüt sanatçımız Gülşen Tatu da vardı.

    Konser öncesi ve sonrasında aile ile uzun uzadıya konuştuk. İlk izlenimim ve ağzımdan dökülen sözler “ne kadar büyük bir mücadele” olmuştu.

    Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Anasanat Dalı Yüksek Lisans sınavına giren Buğra komisyonca başarılı bulundu. İskenderun’da yaşıyorlardı. Yaklaşık 650 kilometrelik bir mesafe vardı ve hiçbir dersi kaçırmadılar. 1300 km’lik yolu her hafta kat ettiler. Bu bile ne kadar özverili ve biraz önce ilk izlenim ve sözlerim olarak aktardığım “büyük bir mücadelenin” bir kanıtıdır.

    Derslerini başarıyla bitiren Buğra tez aşamasında kendi alanını ilgilendiren bir konu üzerinde çalıştı. Veri toplama aşamasında görüşmeleri bizzat kendisinin yapması güzeldi.

    Afyon Kocatepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Birimince desteklendi ve İtalya Floransa Cherebuni Konservatuvarı için dokuz aylık bir eğitim bursu kazandı. Benim de Erasmus eğitim verme programı kapsamında tercihim İtalya-Floransa oldu. Sevgili Buğra ve ailesi ile birlikte sekiz gün kültür, sanat ve müzikle iç içe yaşadık.

    Hemen her gün, her saat birlikte geçen zaman içerisinde Buğra’yı ve ailesini daha yakından gözleme imkânı buldum. Hele ki bir    gezi sonrasında Buğra ile eve gelmemiz ve yaklaşık iki saat yalnız kalmamız oldukça ilginç bir deneyimdi. Daha önceleri hiçbir diyalog kuramadığınız bir öğrencinizle evde iki saat yalnız kalabilecek bir aşamaya gelmek oldukça sevindiriciydi. Kısa da olsa çizgi film seyrettik. Komik birkaç videodan sonra Chopin dinledik. Senfonik bir müziği gürültülü bulup yatağa girip yorganı üzerine çekmesi deneyimini yaşadık.

    İtalya birlikteliği yaklaşık iki yıldır öğrencim olan Buğra’yı daha da yakından tanıma fırsatı sağlamanın yanında birçok proje, kitap, yayın, konser, ilgili kişilerle buluşma ve en önemlisi neler yapabiliriz sorusunu aklımın bir köşesine yerleştirdi.

    Kısaca birkaç hususu dile getireyim.

    Müthiş ve takdir edilesi bir mücadele var. Buğra ve ailesinin hayatı nice kitaplara, belgesellere konu edilse yeridir. Buğra’nın tanınma diye bir derdi yok. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, eşi Hanımefendi Emine Erdoğan kendisini ilgi ve dikkatle takip ediyor ve başarılarından gurur duyuyorlar. Bakanlar, müsteşarlar, rektörler, müdürler, eğitimciler, öğrenciler, aileler, basın ve daha akla gelebilecek birçok kişi ve kurum Buğra’yı tanıyor. Sayısız kez haber oldu. Televizyonlara çıktı. Yurt içi ve yurt dışı konserleri oldu. Projelerde yer aldı.

    Güzel Sanatlar Lisesi, konservatuvar ve nihayetinde yüksek lisans mezunu. Bu başarıya ulaşan ilk otizmli müzik insanı. Tamam da bundan sonrası? 

    Örneğin doktora ve sanatta yeterlik yapması için yabancı dilden 55 alması gerekiyor. Bu sınavı geçmesi için “ailenin söylemiyle” en az on beş yıl daha mücadele etmesi lazım. Peki, bir muafiyet sağlanmaz mı? Çok rahatlıkla sağlanabilir. Sağlanırsa ne olur? Hemen söyleyeyim: Doktora veya sanatta yeterlik programını bitirdiğinde Dr. Öğretim Üyesi olarak birçok üniversite sevgili Buğra’ya kapı açar. Maalesef 2020 Mart aylarında Yüksek Öğretim Kurumunun aldığı bir kararla “özel öğrenci” bile olamıyor.

    Öğretim görevlisi olabilmesi için bir de ALES barajı var. Yabancı dilden 50, ALES’ten ise 70 almak zorunda. Mümkün mü? Tabi ki değil. Çözümü var mı? Tabi ki var. Buğra konservatuvarlara “sanatçı öğretim elemanı” olarak alınabilir. Peki, bu kapı niçin açılmıyor? Bunun bizce bir tek nedeni var. Bu kapı açılırsa olur olmadık herkes girmeye çalışacak ve suistimal edilecek. Bu olur mu? Evet, maalesef bu olur. Peki, bu olacak diye Buğra ve Buğra gibi “farklı öğrenen” bireylere niye kapı kapatılıyor? İşte cevabını bulamadığımız sorulardan biri de bu.

    Oysa Buğra bir girse bu kapıdan binlerce otizmli birey milyonlarca aile için umut ışığı olacak. Haksız yere sisteme girecek kişilerden korkulduğu için “umut ışığını” söndürmek ne kadar doğru? Elbette doğru değil.

    Çok mu önemli?

    Evet, çok önemli…

    Buğra bir iş sahibi olsa kendisini gölge gibi takip etmek zorunda kalan ailesinden yavaş yavaş ayrılacak. Evi olacak. İşi olacak. İşe gidip gelirken taksici, minibüsçü, otobüsçü tanıyacak. Buğra’nın farklı öğrenen, öğreten, farklı tutum ve davranışları olan bir birey olduğunu bilecekler, onlar da uyum sağlayacak ve bir nevi eğitilecekler. Okulda meslektaşları, öğrencileri, kantinci, idari ve yardımcı personel tanıyacak, onlar da eğitilecekler. Kimi zaman bocalayacaklar, kimi zaman yanlış anlamalar olacak, kimi zaman hatalar da yapılacak ama hep güzele doğru bir yola çıkılmış olacak.

    Buğra’yı tanıdığım andan itibaren hep aklımda bu oldu. Eğitim Fakültesi mezunuyum. Pedagojik olarak oldukça nitelikli yetiştirildik. Sayısız kitabım ve çalışmam var. Müzik eğitiminin anaokulundan doktorasına kadar hemen her kademesinde eğitimci olarak görev yaptım ama ben bile oldukça etkilendim ve ne yapacağımı bilemedim. Aile yanımızda olmasa belki de, ne yalan söyleyeyim, geri çekmiştim kendimi.

    Yalnızlık, Buğra ve ailesi ve tabi ki benzer çocuk ve aileleri için en büyük acılardan biri. Bu noktada “bilinçli” bir topluma ihtiyaç var. Bu bilinç ise kitaplardan, konferanslardan, film ve belgesellerden öğrenilmiyor.

    “Yağmur Adam” çok izlendi, çok beğenildi. Peki, kaç kişi otizmi anlattığını biliyordu? Kimi komedi filmi diye düşündüğü için, kimi yakışıklı iki oyuncu oynuyor diye, kimi ise gerçekten “otizmi” anlattığı için seyretti. Ama toplumda kaç kişi otizme karşı düşüncelerini değiştirdi?

    Bu işi yabancı dil öğrenmeye benzetiyorum biraz. Otizmli bireyleri anlayabilmek için onlarla birlikte yaşamak gerekir. Bunun yollarından biri de bu bireylerin toplumla iç içe olmasıdır.

    Bu kadar özverili ve çetin bir mücadelenin sonunda ailenin ve tabi ki Buğra’nın önünde üç yol var. Bu üç yol da amiyane bir tabirle

“analarının ak sütü gibi helal”.

    Biri yabancı dil sınavını kazanıp, doktora veya sanatta yeterlik sınavını başarması, bitirmesi ve Dr. Öğretim Üyeliği kadrosu ile üniversitelerde iş bulması.

    İkincisi ALES ve yabancı dil sınavını geçerek öğretim görevlisi olması.

    Üçüncüsü ise herhangi bir baraj olmadan “sanatçı öğretim elemanı” olması.

    Hep derim: “Gücünüzün yettiği var, yetmediği var.”

    Şu an için aile kendine düşeni yaptı.

    Bundan sonrası ilgili kişi ve kurumlarda.

    Öğretmeni, konuya duyarlı bir akademisyen ve elbette bir baba olarak elimden geldiğince akıllarda kalması, yer etmesi, mücadelenin güzel ve mutlu olarak sonuçlanması için gayret göstereceğim.

    Hep beraber göstereceğiz.

    Bu kitap bu mücadeleye bir damla su taşıma amacındadır. Kitabın satır aralarında çok ama çok ciddi mesajlar yer almakta. Otizmli çocuğu olan aileler başta olmak üzere; eğitimci, öğrenci, araştırmacı, besteci, idareci vb. birçok kişi ve kurumu ilgilendiren pek çok konuya yer verildi.

    Doğumdan bugüne birçok yaşanmışlık samimi olarak anlatıldı.

    Bazı yerlerde kişi ve kurum ismi vermemenin doğru olacağını düşündük.

    Binlerce resim arasından okuyucuyu sıkmayacak olanları seçtik.

    “Yüzüme bakıp bir kez anne/baba dediğini duyayım yeter!” sözlerinden, “Buğra ile doktora ve sanatta yeterlik sınavlarına hazırlanıyoruz.” veya “Sanatçı öğretim elemanı olma sürecindeyiz.” sözlerini söylemeye başlayan bir aile babasının söyledikleri inanıyorum ki ilginizi çekecektir.

    

    Uğur TÜRKMEN

BENZER ÜRÜNLER